“Yanılmıyorsam 1846 Nisan’ının sonlarına doğruydu. Marx ve ben o zamanlar Brüksel varoşlarında yaşıyorduk. Almanya’lı bir adamın bizimle konuşmak istediği haberini aldığımızda, Alman İdeolojisi adlı çalışmamızın ortak parçalarıyla meşguldük. Yüzünde iyi niyetli ve gayet kararlı bir ifadeyle, kısa fakat oldukça sağlam yapılı, geleneksel Doğu Alman taşra burjuvazisi gibi giyinmiş bir doğu alman köylüsü ile karşılaştık. Bu, Wilheml Wolff’tu. Basın yasasını ihlal ettiği için Prusya hapishanelerine atılmış ve o zindandan kurtulabilmişti. Daha ilk görüşte, bu sıradan dış görünüşün altında ne müthiş bir adam olduğunu anlamıştık. Sürgündeki bu yeni yoldaşla candan bir dostluk ilişkisi kurmamız ve karşımızdaki adamın hiç de sıradan biri olmadığından emin olmamız için, birkaç gün yeterli oldu. Klasik antikite konusunda eğitim görmüştü. Kültürü, zengin mizah anlayışı, zor kuramsal sorunlar konusundaki berrak aklı, emekçileri ezen tüm baskıcılara yönelik ateşli kini, enerjik ama yine de sakin tabiatı, kısa sürede kendini gösterdi. Fakat her yönü ile onun sarsılmaz güçlü karakterini, mutlak ve tartışmasız güvenirliğini, görev dağılımındaki adaletli tavrı ve göreve sadakat duygusunu farketmek, mücadelede, zafer ve yenilgide, iyi ve kötü zamanlarda, işbirliği ve dostane ortaklıkla geçen yıllar içinde mümkün oldu.

Wilhelm Wolff 21 Haziran 1809’da Silesia’da, Frankenstein’ın yakınındaki Tarnau’da doğdu. Babası doğuştan serfti ve bu durum, babanın, saygıdeğer lordu için, karısı ve çocuklarıyla birlikte, statute labor (kanunen zorunlu karşılıksız kamusal iş) yapma zorunluluğunu şart koşan, kretscham mahkemesi (Polonya dilinde karczma han anlamına gelir ve köy mahkemelerinin görüldüğü yerdir.)ile korunuyordu. Bu yüzden Wilhelm, çocukluğunun erken dönemlerinden beri, sadece Doğu Alman kölelerinin korkunç durumuna aşina olmakla kalmayıp, bizzat bunu yaşadı. Bu yaşam ona çok şey öğretti. Her zaman özel bir sevgi ile bahsettiği ve toplumsal statüsüne göre alışılmadık bir eğitim almış olan annesi, William’ın içinde, feodal lortların arsız sömürüsüne ve köylülere yönelik aşağılayıcı davranışına karşı öfke uyandırmış ve beslemişti. Bu öfkenin, tüm hayatı boyunca, içinde nasıl mayalandığın ve kabardığını, yıllar sonra, bu öfkenin açıkça ortaya çıkabildiği döneme tanık olduğumuzda farkedecektik. Bu köylü delikanlısının doğal yetenekleri ve öğrenme arzusu, dikkat çekiyordu. Eğer mümkün olsa gramer okuluna gidecekti ama bu başarılmadan önce aşılması gereken ne engeller vardı! Mali zorluklardan başka, saygıdeğer lordu ve kendisi olmadan hiçbir şeyin yapılamayacağı bir kâhyası vardı. Serflik, 1810 yılında unvan olarak kaldırılmış olmasına rağmen feodal haraç, statue labor, ata mirası yargılama hakkı ve malikâne polisi varlığını sürdürüyordu. Böylece serflik, uygulamada devam ediyordu. Saygıdeğer lort ve adamları, köy delikanlılarını domuz çobanı yapmaya, okula göndermekten çok daha fazla eğilimliydiler. Her şeye rağmen tüm engeller başarı ile aşıldı. Wolff, Schweidnitz’deki gramer okuluna girmeyi başardı ve daha sonra Breslau’da üniversiteye gitti. Bu iki kurumda da hayatının büyük bir kısmını özel ders vererek kazanmak zorunda kaldı. Üniversitedeyken, enerjisini klasik filolojiye ayırmayı tercih etti…”

Wilhelm Wolff’un Friedrich Engels tarafından hazırlanmış biyografisinin ‘Wilhelm Wolff Toplum Araştırmaları Derneği’ tarafından yapılan Türkçe çevirisinin tamamını okumak istiyorsanız tıklayınız.

Bu Web Sitesi Ege YOLBAŞI tarafından hazırlanmıştır.